Efendim sene 1989 ya da 1990. Bendeniz sivilceli bir lise öğrencisiyim. O yıllarda İzmir'in halen bana göre en güzel lisesi olan Atatürk lisesinde öğrenciyim. O zamanlar kime heavy metal desen ozi ozbornun postalla civciv ezdiğini söylerlerdi size. Pek popüler değildi yani. Bu müziklerin öncesinde hafiften rock müziğe aşina idik deep purple, rainbow vs. fakat metalin ne olduğunu bilmiyorduk. Neyse o dönemde arkadaşlardan birisi elinde bir kasetle çıkageldi. Dedi ki bu Metallica'dır. Thrash Metal müziğin hasıdır. Dinleyiniz, dinletiniz. Neyse biz de tabii geri kalacak değiliz kasedi aldım eve gittim. Evde o yıllarda müzik seti ne gezer bir kasetçalarım vardı. Dayım Almanyadan getirmişti. O dönemlerin klasik bir kasetçaları. Tek kaset yuvası, tek hoparlör. Şimdi görseniz lambalı radyo sanırsınız.
Neyse efendim lafı uzatmayayım kasedi teybe taktım ve dinledim. Siz deyin 2 saat, ben diyeyim 4 saat. Hiç birşey anlamadım. Bir gürültü ki gidiyor. Değil adamların ne söylediğini, hangi şarkıyı söylediklerini bile anlayamadım. Ama gurur meselesi yaptım ben bu müziği anlayacağım diye. Gel zaman git zaman artık hangi şarkıyı söylediklerini anlayabiliyordum. Daha sonra ise o kaset bir numaralı kasedim oldu. Yattım kalktım onu dinledim. Dinledikçe metal müziğin hayranı oldum. Yani o zamanki deyimle (şimdi de böyle mi deniyor bilmiyorum) metalci oldum. Peki o albüm hangi albümdü diye sorduğunuzu duyuyor gibiyim. Albüm "...And Justice for All" idi. Daha sonra geriye doğru bütün Metallica albümlerini edindim onlar arasında da en bayıldığım Master Of Puppets oldu. O yıllarda sanırım annem ve babam benden umudu kesmişti. Bu müzikleri dinlerken beni teşvik ettiklerini söyleyemem. Aksine tam tesine engellemeye çalıştılar. Tabii o yaşlarda insana neyi yapma desen inadına daha fazla yapıyor. Allahtan abuk subuk şeylere değil de müziğe merak sarmışız. Yoksa şimdi düşünüyorum da ergenlik çağında insan çok hata yapabiliyor.
O yıllarda bu müziği dinleyerek bir anlamda isyan ediyorduk. Giyinişimizle, konuşmamızla, davranışlarımızla asi gençlerdik. Aslında her genç gibi biraz da dikkat çekmek istiyorduk (her ne kadar bunu itiraf etmesek de). Derslerin dışındaki zamanlarımızı İzmir 1. kordondaki Liman kahvehanesinde geçirirdik. Uzun saçlı metalcilere bakıp onlara özenir onlar gibi havalı olmaya çalışırdık. Yırtık kot ve asker postalı giyerdik. Bu nedenle askerlikte postal giyerken sıkıntı çekmedim. :) Herşeyin eski ve yırtığı makbuldü. Açıkçası bu konuda çok zorlanmıyordum. Çünkü kot pantalonlar çok pahalı olduğundan sürekli aynı kotu giyince çok geçmeden doğal olarak eskiyorlardı. Akşamları da alsancakta o dönemde rock ve metal müziğin çalındığı yegane mekan Denizatı'na takılırdık. (Bu denizatı meselesi aslında başlıbaşına bir konudur. Belki daha sonra bu konuda yazarım.) Daha tıfıl olduğumuzdan sürekli girişte kimlik sorarlardı. Biz de övüne övüne gösterirdik 18 yaşından büyük olduğumuzu. O zamanlar 18 yaşın çok büyük bir yaş olduğunu düşünürdüm. Adeta yaşam o yaşların çevresinde akıyordu ve 25'inden sonra hayat bitiyordu.
O sıralar thrash müziğin bir diğer devi olan Testament'in de Practice What You Preach albümüne de hayrandım. Ondan sonra gelsin Megadeth gitsin Sepultura artık bu müziklerin uzmanı olmuştuk.
En son Sepultura'nın bizim çevremizde yaygınlaştırdığı Death Metal devamında müzik ve kitlesi koptu gitti. İyice acayip bir müzik ve hayran kitlesi halini aldı. Death Metalcilerin yanında biz siyah tişörtlerimiz yırtık kotlarımız ve Metallica kolyelerimizle süt çocuğu gibi kalıyorduk. Devamında da biz mi büyüdük yoksa iş çığrından mı çıktı yeni albümlere bir türlü ısınamadım. Döndüm dolaştım hep aynı albümlerde kaldım.
Metallica ilk İstanbul'a konsere geldiğinde izmirden konser için otobüsler kalkmıştı. O konser de çok iyi bir konser olmuştu. İkinci konsere de 1999'du sanırım askerden izine çıktığımda gitmiştim. Ancak konser iyi değildi. Daha doğrusu artık ben yeni şarkıları bilmediğimden benim açımdan pek güzel değildi. Zaten grup ta o konseri kısa tuttu. Açıkçası yaptık mı yaptık tadında bir konser olmuştu. Dün yapılan üçüncüsüne de gidemedim. Umarım güzel bir konser olmuştur.
İşte böyle efendim, bu konular hoş konular belki daha sonra tekrar yazarım.
Görüşmek üzere.
Wikipedia'dan alıntı
...And Justice for All, Metallica'nın 25 Ağustos 1988'de Elektra Records tarafından satışa sunulan 4. stüdyo albümüdür. Basçı Jason Newsted'in dahil olduğu, aynı zamanda da önceki basçı Cliff Burton'ın olmadığı (Eylül 1986'da ölmesi nedeniyle) ilk stüdyo albümüdür.
Albüm kapağındaki resim, Adalet Tanrıçası (Lady Justice) heykelinin çatladığı, iplerle bağlandığı ve terazisinin adalet yerine parayı ölçtüğünü anlatmaktadır.
Albümdeki şarkılar
- "Blackened" (Hetfield, Newsted, Ulrich) – 6:42
- "...And Justice For All" (Hammett, Hetfield, Ulrich) – 9:45
- "Eye of the Beholder" (Hammett, Hetfield, Ulrich) – 6:25
- "One" (Hetfield, Ulrich) – 7:24
- "The Shortest Straw" (Hetfield, Ulrich) – 6:35
- "Harvester of Sorrow" (Hetfield, Ulrich) – 5:45
- "The Frayed Ends of Sanity" (Hammett, Hetfield, Ulrich) – 7:43
- "To Live Is to Die" (Burton, Hetfield, Ulrich) – 9:48
- "Dyers Eve" (Hammett, Hetfield, Ulrich) – 5:13