5 Temmuz 2007 Perşembe

Vergi Komisyoncusu Adam Smith: İronik Bir Yaşam Öyküsü

Bilindiği üzere Adam Smith kendi kendini düzenleyen sistemin, ya da klasik modelin üç özelliğinin altını çizmektedir.

  1. Özgürlük: ürünleri, emek ve sermayeyi mübadele etme hakkı.

  2. Kişisel çıkar: Kişinin kendi işini takip edip başkalarının kişisel çıkarına başvurma hakkı.

  3. Rekabet: Mal ve hizmetlerin üretim ve mübadelesinde rekabet etme hakkı.


Smith‘e göre milyonlarca bireyin gönüllü kişisel çıkarı, devletin merkezi yönlendirmesine ihtiyaç olmaksızın istikrarlı ve müreffeh bir toplum yaratabilir. Milletlerin zenginliğinden çok bilinen bir pasajı aktarırsak.
"Akşam yemeğimizi soframızda bulmamız kasap, biracı veya fırıncının cömertliğinden değil onların kendi menfaatlerine saygılarından ötürüdür. Biz de onların menfaatlerine değil, öz-sevgilerine hitap ederiz. ... Sermeye... ve emek harcayan her birey ... ne kamu menfaatini destekleme niyetindedir, ne de ona ne kadar destek olduğunu bilir. ... Niyetinin bir parçası olmayan bir amacı desteklemek için, görünmez bir el tarafından yönlendirilir. ... Kendi menfaati peşinde koşmakla, çoğunlukla toplumun da menfaatine destek olmuş olur."

Peki özgürlük, kişisel çıkar ve rekabetin büyük savunucusu Smith özel hayatında nasıl bir insandı.

1723‘te babasının öldüğü gün doğması Smith için talihsiz bir rastlantıdır. Babasının adı da Adam Smith‘ti ve gümrük kontrolörüydü. Velisinin adı da Adam Smith‘ti ve aynı kasabada gümrük gümrük tahsildarıydı. Kuzenlerinden biri de gümrük müfettişiydi ve adı tahmin edeceğiniz üzere Adam Smith idi.

Milletlerin Zenginliği‘nde serbest ticaret lehine konuşan Smith eserinde tarifelerin pek çoğunun kaldırılmasını istemiş hatta kaçakçılardan sempati ile bahsetmiştir. Doğal olarak okuyucu, bir hürriyet ve rekabet savunucusu olan Smith‘in özel hayatında da bunu uygulamaya çalıştığı izlenimi ediniyor. Ancak Smith‘in yaşam öyküsünün de ironik olan yönü de budur.

Bütün özgürlük savunularına rağmen Smith 1778‘de üst düzey bir hükumet pozisyonu arayışına girmiş ve İskoçya gümrükleri komisyoncusu unvanını almıştı. Tuhaf bir paradoks eseri, laissez faire ve serbest ticaretin bayraktarlığını yapmış olan Smith, ömrünün son 12 yılını İskoçya‘nın merkantilist ithalat yasalarını uygulamak ve kaçakçıların başını ezmeye çalışmakla geçirdi.

İşe başlayan Smith gümrük kanunlarını öğrenir ve fark eder ki bizzat kendisi bu kuralları ihlal etmektedir. Giydiği giysilerin büyük çoğunluğu ülkeye yasa dışı yollarla sokulmuştur. Lord Auckland‘a yazdığı yazdığı bir mektupta "Büyük bir hayretle fark ettim ki, Büyük Britanya‘da giyilmesi ve kullanılması yasak olmayan neredeyse hiç bir boyun atkım, bir kravatım bir çift fırfırım veya bir cep mendilim yoktu. Bir örnek teşkil etmek istemedim ve hepsini yaktım" der ve Lord ve karısına elbiselerini gözden geçirmelerini ve aynı şeyi yapmalarını tavsiye eder.

Ne demişler; "hocanın dediğini yap yaptığını yapma".

Not: Mark Skousen’in Türkçe’ye Modern İktisadın İnşası adıyla çevrilen kitabı çok ciddi ve sıkıcı adamlar olarak tanıdığımız iktisatçıların insani yönlerini ortaya koyması açısından çok başarılı bir kitap. Bu açıdan alternatif bir bakış açısı arayanlara tavsiye ediyorum. Gerçi kitabın bendeki baskısı 2003 yılına ait. Geçende kitapçıda raflara göz atarken kitabın adının yeni baskısında "iktisadi düşünceler tarihi" olarak değiştirildiğini gördüm. Açıkçası bunun ders kitabı olarak satışları arttırma çabasının bir ürünü olduğunu düşündüm. Bu gidişle iktisat tarihi ile ilgili bütün kitapların Türkçe adı "iktisadi düşünceler tarihi" olacak.

Kaynak:
Skousen, Mark, (2003), Modern İktisadın İnşası, Çev: Mustafa Acar, Ekrem Erdem ve Metin Toprak, Liberte Yayınları, Ankara

2 yorum:

  1. Hocam, işin en ilginç yanlarından biri iktisatçıların düşünceleri ve yaşadıkları dönem arasındaki tezatlıklardır. Smith'in yaşadığı dönemde bir yandan artan sermaye birikimine karşılık diğer yanda da müthiş bir sefalet ve "yoksul"luk yaşanmaktaydı. Bütün bunlara rağmen iktisat biliminin en önemli şahsiyeti sayılan Smith yazdıklarında bu gerçekliklerin üzerini nasıl örtülebileceğini çok iyi göstermiştir. Tabi daha sonra onun izinden yürüyen Bastiat, Senior gibilerini hiç saymıyorum bile. Bununla beraber, teoriye neden işsizlik var diye sorarsak, teori bize işçiler mevcut ücret düzeyinde çalışmak istememektedirler cevabını verir. peki, nedir bu mevcut ücret düzeyi? işçinin yaşaması için gerekli minimum ücret düzeyi(subsistence level). iyi güzelde bir yanda yığınların asgari düzeyde yaşamasını, diğer yanda ise lordların, aristokratların vb.. lüks içinde yaşamasını nasıl kabul edeceğiz? işte her sistemin olduğu gibi kapitalizminde bu aşamada meşrutiyete ihtiyacı vardır, bu meşrutiyetide yaratan İktisat'tır. Kaynağını da doğal yasa felsefesinden almıştır.

    YanıtlaSil
  2. hahhahahha "hocanın dediğini yap, yaptığını yapma" :))))) iktisatçıların biyografilerini okurken aslında benim de dikkatimi çekmiştir;iş hayatlarının aksine, literatürde bir teori ileri sürmüştür...muhtemelen bu konuda en tutarlı olan keynes' ti :)))) hem devlet müdahalesini savundu hem de bürokrattı....

    YanıtlaSil