17 Mart 2008 Pazartesi

Özgür olmak için özgür düşünmek gerekir

“… Türkiye’yi yok etmeye girişenler, Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkar paylaşarak birleşmiş ittifak etmişlerdir.

Ve bunun sonucu olarak, birçok zekalar duygular fikirler Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Bu geleneğin Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye’yi ıslah etmek, Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi bir takım bahanelerle Türkiye’nin iç hayatına iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Güç ve kuvvet elde etmişlerdir.

“… Bunların etkisinde kalarak milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin! Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir tarihte böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır.

İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakatlanmış bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her yıl, her yüzyıl biraz daha gerilemiş, daha çok düşmüştür.

“…Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye’nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye’yi atıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektirdiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye’de fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki, ‘Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.’ Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı, bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. ‘Onlar Bizi idare etsin’ diyorlardı.”

Mustafa Kemal
6 Mart 1922

15 Mart 2008 Cumartesi

Uyusunda Büyüsün Ninni : Büyüme ve Kalkınma Aynı Şey Midir?

Geçen hafta TÜİK tarafından yapılan açıklama, ardından yazılı ve görsel basında bir şenlik havası yarattı. Sokağa çıkıp vatandaşlara zenginleştik ne düşünüyorsunuz diye soran muhabirler, genelde alacakları cevabı bildiklerinden pis pis sırıtıyorlardı. Herkesi az çok ilgilendiren bu meseleyi geyik konusu yapmakta pek de zorluk çekmediler. Her zamanki gibi alacakları cevabı bilerek sorularını sordular. Vatandaş o paranın kendi cebinde olmadığını söylüyor ve haklı olarak bizimle dalga mı geçiyorsunuz diye soruyordu. Esasen herkesin kişi başına milli gelirin aslında hakikatten kişi başına düşmediğinin farkında olduğunu da bu vesile ile görmüş olduk. Ama ne fayda. Kim ne yapabilir ki, yakınmaktan sızlanmaktan başka.

Röportajları ibretle izledim; (Tam Makro İktisada Giriş dersinde malzeme olacak cinstendiler)

Örnek bir diyalog şöyleydi;
Muhabir --- Teyze kişi başına düşen gelirimiz arttı, 7500 dolar oldu ne diyorsunuz?
Teyze --- Nasıl arttı evladım, benim cebimdeki para artmadı bu da nereden çıktı. Dalga mı geçiyorsunuz benimle.

İz Bırakmak Üzerine

Yolumdan gidiyorum. Belli ki, buralardan çok geçen olmuş, insanlar kafilelerle geçmişler benden önce, çiğnemişler benim yürüdüğüm yolu da, başkaları da; ama bir iz yok. İnsan geçtiği yollarda izler bulmalı, geçerken kendisi iz bırakmalı diye düşünürüm.

Kazım Taşkent

6 Mart 2008 Perşembe

Gretl Paket Güncellemesi: Sürüm 1.7.3

Özgür ekonometri yazılımı Gretl‘ın Pardus paket deposundaki sürümü yenilendi. Pardus’un contrib deposundan 1.7.3 sürümünü indirip kullanabilirsiniz.

1 Mart 2008 Cumartesi

İktisat Nedir?

Hemen hemen bütün iktisatçıların meslekte öğrendikleri ilk şey İktisat kelimesinin anlamıdır. Bu konuda her hocanın farklı bir yoğurt yiyişi vardır. Kimisi bir fıkra anlatarak başlar işe, kimisi sığ bir tanımla özetler ve geçer, kimi de öyle ayrıntıya girer ki iş içinden çıkılmaz bir hal alır.


Aslında iktisadın tanımını yapmak sancılı bir iştir. Çünkü ortak bir tanım bulunmamaktadır. Kaldı ki iktisadın bir bilim olup olmadığını dahi tartışma konusu yapanlar bulunmaktadır.



İktisat Nedir?


Kendi adıma okudukça, öğrendikçe iktisadın tanımını yapmakta zorlandığımı hissediyorum. Bu çaresizlik nedeniyle ben de (benim hocalarımın da yaptığı gibi) bu bilimi tanımlamaya başlamadan önce küçük bir alıntı yapmak istiyorum.




Hintliler karanlık bir ahıra bir fil getirip koymuşlardı. Fili merak eden bir çok kişi oraya toplandı. Karanlıkta fili görmek mümkün olmadığı için, her biri elini dokundurarak fili tanımaya çalışıyordu.


Birinin eline filin hortumu geçti. Dedi ki: 'Bu fil bir oluğa benziyor.'
Başka birinin eli filin kulağına dokundu. Fil ona yelpaze gibi göründü.
Birisi elini filin ayağına sürünce, 'Filin şekli sütun gibi' dedi.
Bir diğeri elini hayvanın sırtına değdirdi ve 'Bu fil bir taht gibi' dedi.


Böylece, zanları yüzünden sözleri birbirine uzak düştü. Oysa ellerinde bir mum bulunsaydı hepsi aynı şeyi göreceklerdi.[1]